Posted 3 days, 13 hours ago at 3:47. 1 comment
yeni eurovision şarkımız. beğendim. oldukça güzel. sözler iyi. müzik iyi. performans da iyi olursa harika olur. kişisel olarak bu müzikle işim olmaz. lakin eurovision için iyi bi seçim olmuş. zaten saçma sapan bi yarışma. en azından mesaj veren bi şarkımız var.
izlemek için: link
Posted 1 week, 3 days ago at 8:15. 0 comments
pin up’la zeytinli festivalinde tanışmıştım. sezen aksunun muhteÅŸem bi cover’ına imza atarak bizi mestetmiÅŸlerdi. groove gitarlar ve ağır vokal. sahne performansları da oldukça iyiydi.
lakin geçen gün rock fm de son şarkılarını dinledim. üretim hatası. kesinlikle beklediğim şey değil. ayşe hatundan hallice. 16 yaş hatun sözleri. bu grup sanki daha iyi gibiydi. bu mudur? üzüldüm valla. türkiyeden bi kittie çıkacak gibi geliyodu bana.
bi de vokalist sanki daha güzeldi. az önce youtube da videolarını izledim. sok bi tarafına kısımları radyoda dıtlanmıştı. buradan orjinalini dinledim neyseki.
Posted 2 months ago at 4:32. 0 comments
isimli albumu çıkmış. az önce serkan biladerim sayesinde edindim. şebocuğum kusura bakma rapidshare den indirdim. lakin diğer bütün albumlerini (hemen hemen) satın almıştım.
bu album enteresan olmuÅŸ. onca zaman sonra tabi ki beklenti acaip oluyor. benim ilk dinleyiÅŸim sonunda “artık kısa cümleler kuruyorum” tadında daha çok edebi anlamda deÄŸerli bi album gibi geldi. tabi ki belirli çıtanın üstünde olmuÅŸ ama sanırım ben daha bu album için çok gencim. çok dingin ağır ÅŸarkılar var. ben ÅŸebonun can kırıkları ya da kelimeler yetse’deki isyankar ve üzgün halini seviyorum. sanıyorum ÅŸimdi isyankar hali gitmiÅŸ sadece üzgün bir de kabullenmiÅŸ versiyonu kalmış.
bu arada metin türkcan’ın tüm albumu harmonik yaparak çalmasını beklerdim. arada normal notalara basmış. hayal kırıklığı içindeyim.
her şeye rağmen, istiklal caddesi kadar, merhaba ve benim adım orman çok güzel şarkılar.
ama sanırım albumu satın almıcam.
edit: yalnız da süper şarkı. mahalle de ümit vaadediyor.
Posted 4 months, 3 weeks ago at 5:15. 0 comments
Evet utopiano ile 2 kişi yaptık bu işi geçen hafta. Acayip killing road çaldım ben. Saolsun stürdyo sahibi olan emre de basları çaldı. Benim solo ise akıllara zarar.
Bunun dışında acaip süper bi kaç şarkı çıktı galiba. Kayıtlar bende ama emrenin mastering işi olmadan olmuyo.
Ha bi de can kişisi olmadan girdiğimiz ilk stüdyoydu bu. Atacaz olm seni gruptan 
Posted 4 months, 3 weeks ago at 5:06. 0 comments
Çok deÄŸil 5 yıl kadar önce pearl jam pek de ilgimi çekmeyen bi grupdu. Hep biÅŸeylerin eksik olduÄŸunu düşünmüşümdür müziklerinde (ki hala bu fikrim deÄŸiÅŸmiÅŸ deÄŸil). Ancak zamanla nasıl olduÄŸunu bilmiyorum, bi ÅŸekilde kendimi sürekli bunları dinler buluyorum. Sanıyorum yaÅŸlandım. Pj’in dingin, mantıklı havasını seviyorum. Pek risk almayan, kabuÄŸndan çıkmayan bi müzik.
Tabi bu satırları yazmamda can biladerimin zamanında yapmamı istediÄŸi “which pearl jam song are you” testini tekrar yapmamın da katkısı var. İlk yaptığımda -ki sanıyorum yıl 2005di- bana uygun görüşen ÅŸarkı “go” olmuÅŸtu. İnanamamış testi tekrar deÄŸiÅŸik şıklarla yapmış ve yine “go” sonucunu almıştım. Lakin kendimi pek öyle hissetmiyordum. Åžimdi ise sonuç ise “lukin“.
Posted 10 months ago at 5:50. 0 comments
son album the pariah, the parrot, the delusion‘ı 3 gündür dinliyorum ve artık bir review yazmanın vakti geldi. baÅŸucundan leitmotif albumunu ayırmayan bi insan olarak yeni albumun de progresif yapılı olması beklentisi içindeydim. ancak dredg özellikle cwa albumunden beri o çizgiden ayrıldı. çok garip bu adamlar. tersine progresif geliÅŸme yaÅŸadılar. en progresif albumden en standart kalıplara doÄŸru geçtiler. bu aradıkları ÅŸeyin müzikal biÅŸey olmadığını gösteriyor bence. lirikal konsept mi acaba aradıkları? lakin sözlere de biraz dikkat ettim, edebi anlamda süper sözler deÄŸil ama oldukça düz ve anlamını direk ifade eden sözler olmuÅŸ yanılmıyorsam. aslında genel anlamda dredg yine de progresif bir grup, her albumde bir “progress” yapabiliyorlar. ancak ÅŸu anda maksimum noktaya gelip düz bir amerikan rock grubuna dönüştüler.
lakin, album yine de kötü bi album değil. bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, taş gibi bi sound var olm burda. adamlar gerçekten çok ama çok uğraşmışlar. katman katman örmüşler albumu. dinlemesi çok zevkli harika bir album olmuş.
herÅŸeye raÄŸmen ben hala bu adamlardan lirikal ve müzikal olarak konsept bi album bekliyordum (yine beklenti ÅŸeyine geldim). mesela leitmotif’de ruhundaki hastalığı tedavi etmek için yolculuÄŸa çıkan bi adamın hikayesi vardı. kasıyoduk movementlardan anlam çıkartcaz diye. yeni albumde de “stamp of origin”ler var albumun milestone’ları olarak. bu arada bu albumde de inceden bir konsept durumu olabilir diye düşünüyorum çünkü ÅŸarkıların anlattıkları ÅŸeylerde benzerlikler var, ve anlatım tarzında bazen kendi aÄŸzından bazen de üçüncü tekil ÅŸahıs üzerinden anlatıyor (he woke up next to her gibi).
öhöm, şimdi şarkılara bakalım:
pariah: din uÄŸruna yapılan saçmalıkları eleÅŸtiriyor amcalar. bu ÅŸarkı grubun dinsel mevzulardaki tavrını da ortaya koyuyor bence. ben de katılıyorum. umarım bu “aldatmaca” karşısında insanlardan daha çok ses çıkar:
life is really the only and last gift we’ve all received
some waste it in the name of something you can’t see
müzikal olarak da tatmin edici bir giriş şarkısı. nedense a perfect circle tadı alıyorum bu şarkıda
drunk slide:enstrumental, nedense bu ÅŸarkıda da “count the bodies like sheeps …” ÅŸarkısının tadını alıyorum. acaip güzel sound. ses sonda daha da güzelleÅŸiyo.
ireland: bu ÅŸarkıyı ilk youtubeda dinleyince umarım albume koymazlar demiÅŸtim. lakin güzel bir kayıtla süper bir hale gelmiÅŸ. el cielo tadı var. özellikle 1:30 dan sonrası ÅŸahane. hatta albumun en iyi ÅŸarkılarından biri. sözleri çok enteresan. doÄŸduÄŸu yerden ayrılmak istemeyen, dışarda keÅŸfedilecek biÅŸeyin olmadığını savunan bir adamın hikayesi. teslimiyet durumu var. albumun ilerlerindeki “i don’t know” ile ilginç bi ÅŸekilde benzerliÄŸi var bence. orada da bir teslim olma durumu var. neyse oraya gelince bakarız.
stamp of origin: pessimistic: kısa ÅŸarkılardan biri. sanırım albumun karamsar bölümünden çıkışı temsil ediyor bilmiyorum. bu kısa ÅŸarkılar pink floyd the wall’daki gibi bi hava vermiÅŸ ÅŸukela olmuÅŸ.
lightswitch: karamsar bölüm derken, aydınlığa giden yol bu ÅŸarkıdan geçiyor olmalı. baÅŸtaki vokaller distortionlu tam anlayamıyorum ama özellikle nakaratdaki bölümü baz alırsam, “sensiz ölürüm yavrum” temalı bir aÅŸk ÅŸarkısı. ancak gayet güzel. “kazansam da kaybetsem de, tek ihtiyacım olan ÅŸey sensin, körlüğümün içinde tek gördüğüm sensin”. simultane çevirince olmuyo tabi. düzenleme de tam yerinde olmuÅŸ. ne eksik ne fazla. ilginç biÅŸey, bu ÅŸarkının giriÅŸi bana triangle’ı andırıyor. 2:26 dan sonrası süper bi de.
gathering pabbles: bu ÅŸarkının sonuna 1 ya da 2 kez gelebildim. rezalet bi ÅŸarkı. davullar desen drum machine gibi. yazıktır günahtır ya. sonunda mp3′ünü silip rahatlıycam.
information: ilk single’mış bu galiba. tam bi dredg ÅŸarkısı. klasik bir rock ÅŸarkısından daha fazlasını vadetmiyor. ama kötü de deÄŸil. caw içinde bir ÅŸarkı olabilirdi bu. sözlere çok dikkat etmedim ama “yalarım bebeem” tadında olduÄŸunu sanıyorum.
stamp of origin: ocean meets the boy: yine bir milestone.
saviour: albumun ilk dikkat çeken ve en farklı ÅŸeyleri yaptıkları ÅŸarkısı. özellikle synth midir nedir. drew’in çaldığı tuÅŸlu aygıt. çok güzel olmuÅŸ. ama düzenleme olsun beste olsun klasik bi rock ÅŸarkısından fazla biÅŸey deÄŸil (yine). ortaları ÅŸahane.
R U O K: albumu ilk dinlediğimde fovorim olan 2 şarkıdan biri. enstrumental. drunk slide gibi biraz. ben dredh in bu halini seviyorum işte.
i don’t know: bu ÅŸarkının sözleri enteresan. benim gibi agnostic bi insan için ayrıca dikkate deÄŸer olmuÅŸ. ben bilmiyorum ama sen de bilmiyorsun diyo. ama benim düşüncemden biraz farklı bu ÅŸarkı. bu daha çok “strong agnostisizm”, yani hiç bi zaman bilemeyeceÄŸiz gibi biÅŸey söylüyo. ama ben daha çok ÅŸu anda bilmiyoruz, ama bi gün anlayabiliriz diyorum. ancak ilginç sözler var. “strength in duality” (yin-yang?). aslında bu ÅŸarkının söylemeye çalıştığı ÅŸeyi seviyorum. anlamaya çalışmaktansa, ÅŸimdiyi gör, hayatı kucakla gibi ÅŸeyler. ki toolda buna benzer ÅŸeyler söylüyordu. ayrıca bence de “there is a strength in duality”.
long days and vague clues: dredg vakti zamanında fanları için bir “hazine avı” yapmıştı. kazanana da çeÅŸitli hediyeler verecekti. çeÅŸitli noktalara bulmacalar koydular. bulmacayı çözünce diÄŸer noktalara ipucu çıkıyormuÅŸ. neyse bu bulmacayı çözene drew’in çizdiÄŸi bir tablo ve yeni albumde bir ÅŸarkıya isim koyma hakkı tanıdılar. evet kazananın koyduÄŸu isim bu. oysa ben son bulmacayı gördüm. bir puzzle var. çözünce bir yazı çıkıyor. şöyle biÅŸey “tebrikler, zor muydu? beni ÅŸu numaradan ara”. puzzle’ın bir parçası da eksikti. ben olsam ÅŸarkı ismi olarak “the missing part” derdim. hem “cannot find the other half” olayına da gönderme olurdu. peh.
bu arada şarkı süper.
quotes: albumun en iyi ÅŸarkısı. inceden porcupine tree tadı alıyorum. özellikle nakaratta metronom deÄŸiÅŸikliÄŸi süper olmuÅŸ. bir de sanırım dredg’den böyle ÅŸarkılar bekliyorum ben. özellikle 3:45 den sonrası harika. dinlemeye doyamıyorum, evet.
down to the cellar: en fazla leitmotif albumunu andıran şarkı. tek kelimeyle muhteşem. gitar performansları falan. aman diyim.
Posted 10 months ago at 6:11. 1 comment
the pariah, the parrot, the delusion
enteresan bi isim bulmuşlar. album nete sızmış. az önce indirdim. daha ilk 6 şarkıyı dinledim ama dayanamayıp hemen yazıyorum. sound taş gibi bi kere. herşeyden önce ilk saniyeden itibaren album için harcanan emeği anlayabiliyorsunuz. her saniyesinden emek fışkırıyor. acaip düşünmüşler. katman üstüne katman örmüşler albumu. yine şu an itibariyle ilk 7 şarkıdan (albumda 18 şarkı var yahu) oluşan yorumum da şu: besteler vasat diyebilirim. daha doğrusu el cielo ve leitmotifdeki kadar kaliteli besteler yok burada. daha önce youtube videolarından da biraz biliyordum şarkıları ve baya endişeliydim yeni album için. lakin dredg bestelerin kalitesinin onu yorumlamayla ve produksiyonla alakalı olduğunu şu anda bana kanıtladı. zira şarkıları dinlerken gerçekten zevk alıyorum. şu an şarkı ismi veremiycem. ama gerçekten dinlenmeye değecek bi album çıkartmışlar.
yakında daha genel bir review yapacağımdır.
not: şu an itibariyle en ilginç şarkının saviour olduğunu söylemeliyim.
Posted 11 months ago at 6:39. 1 comment
İşbu satırlarda fazla bahsedemediÄŸim grubum the sky we scrape ile 4 nisan 2009 da gerçekleÅŸtirdiÄŸimiz stüdyo performansından mütevellit yeni ÅŸarkıları… eahhh ya ulan bitmedi cümle. neyse yeni ÅŸarkılar var iÅŸte. utopiano kiÅŸisinin elleriyle büyüttüğü, lokum püsküütle besleyerek gerçekleÅŸtirdiÄŸi miksaj sonrasında ÅŸarkılar daha da karakteristik kazandı.
belirtmem gerekir ki bu ÅŸarkılar (eskiler, ÅŸimdikiler ve gelecekler) tamamen, saf, katıksız doÄŸaçlamadır. o kadar ki ÅŸarkıya baÅŸlamadan 10 saniye önce ne çalacağımızı bilmiyoruz. böyle olunca da ÅŸarkı kendi içinde doÄŸuyor, geliÅŸiyor ve ölüyor. dinleyicilerin genellikle gözüne çarpan “tekrarlar” ın sebebi de bu. sws in aslında bir çeÅŸit gizli sırrı da bu aslında. ÅŸarkıları çalarken önce keÅŸfetme süreci baÅŸlıyor. sonra analiz bölümü sonra adaptasyon sonra development sonra climax sonra orgazm en sonunda da post-ejaculation-syndrom.
yeni ÅŸarkımız Born from the ashes’i ÅŸuradan download edebilirsiniz.
buradan da grup hakkında “nispeten” daha detaylı bilgiye ulaÅŸabilirsiniz.
Posted 1 year ago at 9:33. 0 comments
The Gathering çok dinlemem, ayda yılda bir nighttime birds dinlerim o kadar. Lakin ÅŸu anneke nin son grubu var ya, öhm, çok garip çok enteresan bi grup. ya da annekenin solo projesi mi demeliyim. Dinlemeden duramıyorum efenim. Önce sunken soldier’s ball hastalığı baÅŸladı (bu ÅŸarkının canlı versiyonu ayrı güzel), sonra the day after yesterday’in etkisine girdim, ondan sonra yalin’in hastası oldum, daha sonra (ki ÅŸu ana denk geliyor) ice water’ın geçtiÄŸimiz yılın en iyi ÅŸarkısı olduÄŸunu düşünmekteyim. Trail of grief de harika ÅŸarkı. Beautiful one zaten süper. Hatunumuz bendeki anathema boÅŸluÄŸu diye tabir edilen hastalığın semtomatik tedavisi de yerine getirmiÅŸ durumdadır. Hastasıyım ulan.