laplace's demon

Music

Caspian konseri

by on May.27, 2010, under Dear diary, Music

Salı günü caspian konserindeydim, ilk defa kimin ne çaldığını anlamadığım bi konser oldu. sahneye 3 gitarist ile çıktıklarında bi süre bünyem kabul etmedi. 3. gitarist grupan değil herhalde diye düşündüm bi süre, lakin hepsi bişeyler çaldı. gürültülü bi soundları var. albumlerinde hiç klavye duymamıştım lakin konser sonuna kadar zivil gibi klavye sesi geldi. bir de davulcu oldukça minimal bi setup ile takıldı. sadece trampet, kick ve 3 tane zil vardı (hi-hat dahil). albumdeki gibi çalmadılar bi garip gürültü vardı hep. lakin performansları pek bi eğlenceliydi.

Leave a Comment more...

CocoRosie

by on May.01, 2010, under Music

Bu güne kadar keşfetmemiş olmaktan gerçekten üzüntü duyduğum bi grup cocoRosie. dünyayı gezerek büyüyen iki kız kardeşin kafalarına göre müzik yaptığı bi grup. ebeveyneri ayrıldıktan sonra anneleriyle kalmışlar ve okuldansa dünyayı görmenin daha ii bi eğitim olduğuna inanan annesi sayesinde kızlar bu kafaya erişmişler (wikipedia nın yalancısıyım). bi süre ayrı kalmış bu kardeşler sonra paris’de bir araya geldiklerinde naden müzik yapmıyoruz euaoim diyerek sierra’nın ( büyük olan sierra(rosie) küçüğü de bianca(coco) ) dairesinin banyosunda (akustiği en ii oda banyodur netekim) cocoRosie’ye başlamışlar.

Dinlediğim en delice müziklerden biri. özellikle müzik için konvansiyonel araçlar( enstrumanlar) yerine çocuk oyuncakları bile kullanabiliyorlar. çok derinden gelen acaip bi hüzün bi bişey var bunlarda. aşağıdaki videodan da durum sabit. henuz albumlerini edinemedim. lakin şimdiden hastaları oldum.

CocoRosie on YouTube

Leave a Comment more...

manga – we could be the same

by on Mar.07, 2010, under Music

yeni eurovision şarkımız. beğendim. oldukça güzel. sözler iyi. müzik iyi. performans da iyi olursa harika olur. kişisel olarak bu müzikle işim olmaz. lakin eurovision için iyi bi seçim olmuş. zaten saçma sapan bi yarışma. en azından mesaj veren bi şarkımız var.

izlemek için: link

1 Comment more...

pin up – üretim hatası

by on Feb.28, 2010, under Music

pin up’la zeytinli festivalinde tanışmıştım. sezen aksunun muhteşem bi cover’ına imza atarak bizi mestetmişlerdi. groove gitarlar ve ağır vokal. sahne performansları da oldukça iyiydi.

lakin geçen gün rock fm de son şarkılarını dinledim. üretim hatası. kesinlikle beklediğim şey değil. ayşe hatundan hallice. 16 yaş hatun sözleri. bu grup sanki daha iyi gibiydi. bu mudur? üzüldüm valla. türkiyeden bi kittie çıkacak gibi geliyodu bana.

bi de vokalist sanki daha güzeldi. az önce youtube da videolarını izledim. sok bi tarafına kısımları radyoda dıtlanmıştı. buradan orjinalini dinledim neyseki.

Leave a Comment more...

Şebnem Ferah – Benim Adım Orman

by on Jan.07, 2010, under Music

isimli albumu çıkmış. az önce serkan biladerim sayesinde edindim. şebocuğum kusura bakma rapidshare den indirdim. lakin diğer bütün albumlerini (hemen hemen) satın almıştım.

bu album enteresan olmuş. onca zaman sonra tabi ki beklenti acaip oluyor. benim ilk dinleyişim sonunda “artık kısa cümleler kuruyorum” tadında daha çok edebi anlamda değerli bi album gibi geldi. tabi ki belirli çıtanın üstünde olmuş ama sanırım ben daha bu album için çok gencim. çok dingin ağır şarkılar var. ben şebonun can kırıkları ya da kelimeler yetse’deki isyankar ve üzgün halini seviyorum. sanıyorum şimdi isyankar hali gitmiş sadece üzgün bir de kabullenmiş versiyonu kalmış.

bu arada metin türkcan’ın tüm albumu harmonik yaparak çalmasını beklerdim. arada normal notalara basmış. hayal kırıklığı içindeyim.

her şeye rağmen, istiklal caddesi kadar, merhaba ve benim adım orman çok güzel şarkılar.

ama sanırım albumu satın almıcam.

edit: yalnız da süper şarkı. mahalle de ümit vaadediyor.

Leave a Comment : more...

The Sky We Scrape – Jam Session

by on Oct.17, 2009, under Music

Evet utopiano ile 2 kişi yaptık bu işi geçen hafta. Acayip killing road çaldım ben. Saolsun stürdyo sahibi olan emre de basları çaldı. Benim solo ise akıllara zarar.

Bunun dışında acaip süper bi kaç şarkı çıktı galiba. Kayıtlar bende ama emrenin mastering işi olmadan olmuyo.

Ha bi de can kişisi olmadan girdiğimiz ilk stüdyoydu bu. Atacaz olm seni gruptan :)

Leave a Comment :, more...

Pearl Jam ile yaşlanmak

by on Oct.17, 2009, under Music

Çok değil 5 yıl kadar önce pearl jam pek de ilgimi çekmeyen bi grupdu. Hep bişeylerin eksik olduğunu düşünmüşümdür müziklerinde (ki hala bu fikrim değişmiş değil). Ancak zamanla nasıl olduğunu bilmiyorum, bi şekilde kendimi sürekli bunları dinler buluyorum. Sanıyorum yaşlandım. Pj’in dingin, mantıklı havasını seviyorum. Pek risk almayan, kabuğndan çıkmayan bi müzik.

Tabi bu satırları yazmamda can biladerimin zamanında yapmamı istediği “which pearl jam song are you” testini tekrar yapmamın da katkısı var. İlk yaptığımda -ki sanıyorum yıl 2005di- bana uygun görüşen şarkı “go” olmuştu. İnanamamış testi tekrar değişik şıklarla yapmış ve yine “go” sonucunu almıştım. Lakin kendimi pek öyle hissetmiyordum. Şimdi ise sonuç ise “lukin“.

Leave a Comment :, more...

Dredg – Album incelemesi

by on May.11, 2009, under Music

son album the pariah, the parrot, the delusion‘ı 3 gündür dinliyorum ve artık bir review yazmanın vakti geldi. başucundan leitmotif albumunu ayırmayan bi insan olarak yeni albumun de progresif yapılı olması beklentisi içindeydim. ancak dredg özellikle cwa albumunden beri o çizgiden ayrıldı. çok garip bu adamlar. tersine progresif gelişme yaşadılar. en progresif albumden en standart kalıplara doğru geçtiler. bu aradıkları şeyin müzikal bişey olmadığını gösteriyor bence. lirikal konsept mi acaba aradıkları? lakin sözlere de biraz dikkat ettim, edebi anlamda süper sözler değil ama oldukça düz ve anlamını direk ifade eden sözler olmuş yanılmıyorsam. aslında genel anlamda dredg yine de progresif bir grup, her albumde bir “progress” yapabiliyorlar. ancak şu anda maksimum noktaya gelip düz bir amerikan rock grubuna dönüştüler.

lakin, album yine de kötü bi album değil. bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, taş gibi bi sound var olm burda. adamlar gerçekten çok ama çok uğraşmışlar. katman katman örmüşler albumu. dinlemesi çok zevkli harika bir album olmuş.

herşeye rağmen ben hala bu adamlardan lirikal ve müzikal olarak konsept bi album bekliyordum (yine beklenti şeyine geldim). mesela leitmotif’de ruhundaki hastalığı tedavi etmek için yolculuğa çıkan bi adamın hikayesi vardı. kasıyoduk movementlardan anlam çıkartcaz diye. yeni albumde de “stamp of origin”ler var albumun milestone’ları olarak. bu arada bu albumde de inceden bir konsept durumu olabilir diye düşünüyorum çünkü şarkıların anlattıkları şeylerde benzerlikler var, ve anlatım tarzında bazen kendi ağzından bazen de üçüncü tekil şahıs üzerinden anlatıyor (he woke up next to her gibi).

öhöm, şimdi şarkılara bakalım:

pariah: din uğruna yapılan saçmalıkları eleştiriyor amcalar. bu şarkı grubun dinsel mevzulardaki tavrını da ortaya koyuyor bence. ben de katılıyorum. umarım bu “aldatmaca” karşısında insanlardan daha çok ses çıkar:

life is really the only and last gift we’ve all received
some waste it in the name of something you can’t see

müzikal olarak da tatmin edici bir giriş şarkısı. nedense a perfect circle tadı alıyorum bu şarkıda

drunk slide:enstrumental, nedense bu şarkıda da “count the bodies like sheeps …” şarkısının tadını alıyorum. acaip güzel sound. ses sonda daha da güzelleşiyo.

ireland: bu şarkıyı ilk youtubeda dinleyince umarım albume koymazlar demiştim. lakin güzel bir kayıtla süper bir hale gelmiş. el cielo tadı var. özellikle 1:30 dan sonrası şahane. hatta albumun en iyi şarkılarından biri. sözleri çok enteresan. doğduğu yerden ayrılmak istemeyen, dışarda keşfedilecek bişeyin olmadığını savunan bir adamın hikayesi. teslimiyet durumu var. albumun ilerlerindeki “i don’t know” ile ilginç bi şekilde benzerliği var bence. orada da bir teslim olma durumu var. neyse oraya gelince bakarız.

stamp of origin: pessimistic: kısa şarkılardan biri. sanırım albumun karamsar bölümünden çıkışı temsil ediyor bilmiyorum. bu kısa şarkılar pink floyd the wall’daki gibi bi hava vermiş şukela olmuş.

lightswitch: karamsar bölüm derken, aydınlığa giden yol bu şarkıdan geçiyor olmalı. baştaki vokaller distortionlu tam anlayamıyorum ama özellikle nakaratdaki bölümü baz alırsam, “sensiz ölürüm yavrum” temalı bir aşk şarkısı. ancak gayet güzel. “kazansam da kaybetsem de, tek ihtiyacım olan şey sensin, körlüğümün içinde tek gördüğüm sensin”. simultane çevirince olmuyo tabi. düzenleme de tam yerinde olmuş. ne eksik ne fazla. ilginç bişey, bu şarkının girişi bana triangle’ı andırıyor. 2:26 dan sonrası süper bi de.

gathering pabbles: bu şarkının sonuna 1 ya da 2 kez gelebildim. rezalet bi şarkı. davullar desen drum machine gibi. yazıktır günahtır ya. sonunda mp3′ünü silip rahatlıycam.

information: ilk single’mış bu galiba. tam bi dredg şarkısı. klasik bir rock şarkısından daha fazlasını vadetmiyor. ama kötü de değil. caw içinde bir şarkı olabilirdi bu.  sözlere çok dikkat etmedim ama “yalarım bebeem” tadında olduğunu sanıyorum.

stamp of origin: ocean meets the boy: yine bir milestone.

saviour: albumun ilk dikkat çeken ve en farklı şeyleri yaptıkları şarkısı. özellikle synth midir nedir. drew’in çaldığı tuşlu aygıt. çok güzel olmuş. ama düzenleme olsun beste olsun klasik bi rock şarkısından fazla bişey değil (yine). ortaları şahane.

R U O K: albumu ilk dinlediğimde fovorim olan 2 şarkıdan biri. enstrumental. drunk slide gibi biraz. ben dredh in bu halini seviyorum işte.

i don’t know: bu şarkının sözleri enteresan. benim gibi agnostic bi insan için ayrıca dikkate değer olmuş. ben bilmiyorum ama sen de bilmiyorsun diyo. ama benim düşüncemden biraz farklı bu şarkı. bu daha çok “strong agnostisizm”, yani hiç bi zaman bilemeyeceğiz gibi bişey söylüyo. ama ben daha çok şu anda bilmiyoruz, ama bi gün anlayabiliriz diyorum. ancak ilginç sözler var. “strength in duality” (yin-yang?). aslında bu şarkının söylemeye çalıştığı şeyi seviyorum. anlamaya çalışmaktansa, şimdiyi gör, hayatı kucakla gibi şeyler. ki toolda buna benzer şeyler söylüyordu. ayrıca bence de “there is a strength in duality”.

long days and vague clues: dredg vakti zamanında fanları için bir “hazine avı” yapmıştı. kazanana da çeşitli hediyeler verecekti. çeşitli noktalara bulmacalar koydular. bulmacayı çözünce diğer noktalara ipucu çıkıyormuş. neyse bu bulmacayı çözene drew’in çizdiği bir tablo ve yeni albumde bir şarkıya isim koyma hakkı tanıdılar. evet kazananın koyduğu isim bu. oysa ben son bulmacayı gördüm. bir puzzle var. çözünce bir yazı çıkıyor. şöyle bişey “tebrikler, zor muydu? beni şu numaradan ara”. puzzle’ın bir parçası da eksikti. ben olsam şarkı ismi olarak “the missing part” derdim. hem “cannot find the other half” olayına da gönderme olurdu. peh.
bu arada şarkı süper.

quotes: albumun en iyi şarkısı. inceden porcupine tree tadı alıyorum. özellikle nakaratta metronom değişikliği süper olmuş. bir de sanırım dredg’den böyle şarkılar bekliyorum ben. özellikle 3:45 den sonrası harika. dinlemeye doyamıyorum, evet.

down to the cellar: en fazla leitmotif albumunu andıran şarkı. tek kelimeyle muhteşem. gitar performansları falan. aman diyim.

Leave a Comment :, , more...

Dredg – Yeni Album

by on May.08, 2009, under Music

the pariah, the parrot, the delusion

enteresan bi isim bulmuşlar. album nete sızmış. az önce indirdim. daha ilk 6 şarkıyı dinledim ama dayanamayıp hemen yazıyorum. sound taş gibi bi kere. herşeyden önce ilk saniyeden itibaren album için harcanan emeği anlayabiliyorsunuz. her saniyesinden emek fışkırıyor. acaip düşünmüşler. katman üstüne katman örmüşler albumu. yine şu an itibariyle ilk 7 şarkıdan (albumda 18 şarkı var yahu) oluşan yorumum da şu: besteler vasat diyebilirim. daha doğrusu el cielo ve leitmotifdeki kadar kaliteli besteler yok burada. daha önce youtube videolarından da biraz biliyordum şarkıları ve baya endişeliydim yeni album için. lakin dredg bestelerin kalitesinin onu yorumlamayla ve produksiyonla alakalı olduğunu şu anda bana kanıtladı. zira şarkıları dinlerken gerçekten zevk alıyorum. şu an şarkı ismi veremiycem. ama gerçekten dinlenmeye değecek bi album çıkartmışlar.

yakında daha genel bir review yapacağımdır.

not: şu an itibariyle en ilginç şarkının saviour olduğunu söylemeliyim.

1 Comment :, , more...

The Sky we Scrape yeni kayıt

by on Apr.13, 2009, under Music

İşbu satırlarda fazla bahsedemediğim grubum the sky we scrape ile 4 nisan 2009 da gerçekleştirdiğimiz stüdyo performansından mütevellit yeni şarkıları… eahhh ya ulan bitmedi cümle. neyse yeni şarkılar var işte. utopiano kişisinin elleriyle büyüttüğü, lokum püsküütle besleyerek gerçekleştirdiği miksaj sonrasında şarkılar daha da karakteristik kazandı.

belirtmem gerekir ki bu şarkılar (eskiler, şimdikiler ve gelecekler) tamamen, saf, katıksız doğaçlamadır. o kadar ki şarkıya başlamadan 10 saniye önce ne çalacağımızı bilmiyoruz. böyle olunca da şarkı kendi içinde doğuyor, gelişiyor ve ölüyor. dinleyicilerin genellikle gözüne çarpan “tekrarlar” ın sebebi de bu. sws in aslında bir çeşit gizli sırrı da bu aslında. şarkıları çalarken önce keşfetme süreci başlıyor. sonra analiz bölümü sonra adaptasyon sonra development sonra climax sonra orgazm en sonunda da post-ejaculation-syndrom.

yeni şarkımız Born from the ashes’i şuradan download edebilirsiniz.

buradan da grup hakkında “nispeten” daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

1 Comment :, , more...

Looking for something?

Use the form below to search the site:

Still not finding what you're looking for? Drop a comment on a post or contact us so we can take care of it!

Blogroll

A few highly recommended websites...