Şebnem Ferah - Benim Adım Orman

Posted 2 months ago at 4:32. 0 comments

isimli albumu çıkmış. az önce serkan biladerim sayesinde edindim. şebocuğum kusura bakma rapidshare den indirdim. lakin diğer bütün albumlerini (hemen hemen) satın almıştım.

bu album enteresan olmuÅŸ. onca zaman sonra tabi ki beklenti acaip oluyor. benim ilk dinleyiÅŸim sonunda “artık kısa cümleler kuruyorum” tadında daha çok edebi anlamda deÄŸerli bi album gibi geldi. tabi ki belirli çıtanın üstünde olmuÅŸ ama sanırım ben daha bu album için çok gencim. çok dingin ağır ÅŸarkılar var. ben ÅŸebonun can kırıkları ya da kelimeler yetse’deki isyankar ve üzgün halini seviyorum. sanıyorum ÅŸimdi isyankar hali gitmiÅŸ sadece üzgün bir de kabullenmiÅŸ versiyonu kalmış.

bu arada metin türkcan’ın tüm albumu harmonik yaparak çalmasını beklerdim. arada normal notalara basmış. hayal kırıklığı içindeyim.

her şeye rağmen, istiklal caddesi kadar, merhaba ve benim adım orman çok güzel şarkılar.

ama sanırım albumu satın almıcam.

edit: yalnız da süper şarkı. mahalle de ümit vaadediyor.

Pearl Jam ile yaÅŸlanmak

Posted 4 months, 3 weeks ago at 5:06. 0 comments

Çok deÄŸil 5 yıl kadar önce pearl jam pek de ilgimi çekmeyen bi grupdu. Hep biÅŸeylerin eksik olduÄŸunu düşünmüşümdür müziklerinde (ki hala bu fikrim deÄŸiÅŸmiÅŸ deÄŸil). Ancak zamanla nasıl olduÄŸunu bilmiyorum, bi ÅŸekilde kendimi sürekli bunları dinler buluyorum. Sanıyorum yaÅŸlandım. Pj’in dingin, mantıklı havasını seviyorum. Pek risk almayan, kabuÄŸndan çıkmayan bi müzik.

Tabi bu satırları yazmamda can biladerimin zamanında yapmamı istediÄŸi “which pearl jam song are you” testini tekrar yapmamın da katkısı var. İlk yaptığımda -ki sanıyorum yıl 2005di- bana uygun görüşen ÅŸarkı “go” olmuÅŸtu. İnanamamış testi tekrar deÄŸiÅŸik şıklarla yapmış ve yine “go” sonucunu almıştım. Lakin kendimi pek öyle hissetmiyordum. Åžimdi ise sonuç ise “lukin“.

Dredg - Album incelemesi

Posted 10 months ago at 5:50. 0 comments

son album the pariah, the parrot, the delusion‘ı 3 gündür dinliyorum ve artık bir review yazmanın vakti geldi. baÅŸucundan leitmotif albumunu ayırmayan bi insan olarak yeni albumun de progresif yapılı olması beklentisi içindeydim. ancak dredg özellikle cwa albumunden beri o çizgiden ayrıldı. çok garip bu adamlar. tersine progresif geliÅŸme yaÅŸadılar. en progresif albumden en standart kalıplara doÄŸru geçtiler. bu aradıkları ÅŸeyin müzikal biÅŸey olmadığını gösteriyor bence. lirikal konsept mi acaba aradıkları? lakin sözlere de biraz dikkat ettim, edebi anlamda süper sözler deÄŸil ama oldukça düz ve anlamını direk ifade eden sözler olmuÅŸ yanılmıyorsam. aslında genel anlamda dredg yine de progresif bir grup, her albumde bir “progress” yapabiliyorlar. ancak ÅŸu anda maksimum noktaya gelip düz bir amerikan rock grubuna dönüştüler.

lakin, album yine de kötü bi album değil. bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, taş gibi bi sound var olm burda. adamlar gerçekten çok ama çok uğraşmışlar. katman katman örmüşler albumu. dinlemesi çok zevkli harika bir album olmuş.

herÅŸeye raÄŸmen ben hala bu adamlardan lirikal ve müzikal olarak konsept bi album bekliyordum (yine beklenti ÅŸeyine geldim). mesela leitmotif’de ruhundaki hastalığı tedavi etmek için yolculuÄŸa çıkan bi adamın hikayesi vardı. kasıyoduk movementlardan anlam çıkartcaz diye. yeni albumde de “stamp of origin”ler var albumun milestone’ları olarak. bu arada bu albumde de inceden bir konsept durumu olabilir diye düşünüyorum çünkü ÅŸarkıların anlattıkları ÅŸeylerde benzerlikler var, ve anlatım tarzında bazen kendi aÄŸzından bazen de üçüncü tekil ÅŸahıs üzerinden anlatıyor (he woke up next to her gibi).

öhöm, şimdi şarkılara bakalım:

pariah: din uÄŸruna yapılan saçmalıkları eleÅŸtiriyor amcalar. bu ÅŸarkı grubun dinsel mevzulardaki tavrını da ortaya koyuyor bence. ben de katılıyorum. umarım bu “aldatmaca” karşısında insanlardan daha çok ses çıkar:

life is really the only and last gift we’ve all received
some waste it in the name of something you can’t see

müzikal olarak da tatmin edici bir giriş şarkısı. nedense a perfect circle tadı alıyorum bu şarkıda

drunk slide:enstrumental, nedense bu ÅŸarkıda da “count the bodies like sheeps …” ÅŸarkısının tadını alıyorum. acaip güzel sound. ses sonda daha da güzelleÅŸiyo.

ireland: bu ÅŸarkıyı ilk youtubeda dinleyince umarım albume koymazlar demiÅŸtim. lakin güzel bir kayıtla süper bir hale gelmiÅŸ. el cielo tadı var. özellikle 1:30 dan sonrası ÅŸahane. hatta albumun en iyi ÅŸarkılarından biri. sözleri çok enteresan. doÄŸduÄŸu yerden ayrılmak istemeyen, dışarda keÅŸfedilecek biÅŸeyin olmadığını savunan bir adamın hikayesi. teslimiyet durumu var. albumun ilerlerindeki “i don’t know” ile ilginç bi ÅŸekilde benzerliÄŸi var bence. orada da bir teslim olma durumu var. neyse oraya gelince bakarız.

stamp of origin: pessimistic: kısa ÅŸarkılardan biri. sanırım albumun karamsar bölümünden çıkışı temsil ediyor bilmiyorum. bu kısa ÅŸarkılar pink floyd the wall’daki gibi bi hava vermiÅŸ ÅŸukela olmuÅŸ.

lightswitch: karamsar bölüm derken, aydınlığa giden yol bu ÅŸarkıdan geçiyor olmalı. baÅŸtaki vokaller distortionlu tam anlayamıyorum ama özellikle nakaratdaki bölümü baz alırsam, “sensiz ölürüm yavrum” temalı bir aÅŸk ÅŸarkısı. ancak gayet güzel. “kazansam da kaybetsem de, tek ihtiyacım olan ÅŸey sensin, körlüğümün içinde tek gördüğüm sensin”. simultane çevirince olmuyo tabi. düzenleme de tam yerinde olmuÅŸ. ne eksik ne fazla. ilginç biÅŸey, bu ÅŸarkının giriÅŸi bana triangle’ı andırıyor. 2:26 dan sonrası süper bi de.

gathering pabbles: bu ÅŸarkının sonuna 1 ya da 2 kez gelebildim. rezalet bi ÅŸarkı. davullar desen drum machine gibi. yazıktır günahtır ya. sonunda mp3′ünü silip rahatlıycam.

information: ilk single’mış bu galiba. tam bi dredg ÅŸarkısı. klasik bir rock ÅŸarkısından daha fazlasını vadetmiyor. ama kötü de deÄŸil. caw içinde bir ÅŸarkı olabilirdi bu.  sözlere çok dikkat etmedim ama “yalarım bebeem” tadında olduÄŸunu sanıyorum.

stamp of origin: ocean meets the boy: yine bir milestone.

saviour: albumun ilk dikkat çeken ve en farklı ÅŸeyleri yaptıkları ÅŸarkısı. özellikle synth midir nedir. drew’in çaldığı tuÅŸlu aygıt. çok güzel olmuÅŸ. ama düzenleme olsun beste olsun klasik bi rock ÅŸarkısından fazla biÅŸey deÄŸil (yine). ortaları ÅŸahane.

R U O K: albumu ilk dinlediğimde fovorim olan 2 şarkıdan biri. enstrumental. drunk slide gibi biraz. ben dredh in bu halini seviyorum işte.

i don’t know: bu ÅŸarkının sözleri enteresan. benim gibi agnostic bi insan için ayrıca dikkate deÄŸer olmuÅŸ. ben bilmiyorum ama sen de bilmiyorsun diyo. ama benim düşüncemden biraz farklı bu ÅŸarkı. bu daha çok “strong agnostisizm”, yani hiç bi zaman bilemeyeceÄŸiz gibi biÅŸey söylüyo. ama ben daha çok ÅŸu anda bilmiyoruz, ama bi gün anlayabiliriz diyorum. ancak ilginç sözler var. “strength in duality” (yin-yang?). aslında bu ÅŸarkının söylemeye çalıştığı ÅŸeyi seviyorum. anlamaya çalışmaktansa, ÅŸimdiyi gör, hayatı kucakla gibi ÅŸeyler. ki toolda buna benzer ÅŸeyler söylüyordu. ayrıca bence de “there is a strength in duality”.

long days and vague clues: dredg vakti zamanında fanları için bir “hazine avı” yapmıştı. kazanana da çeÅŸitli hediyeler verecekti. çeÅŸitli noktalara bulmacalar koydular. bulmacayı çözünce diÄŸer noktalara ipucu çıkıyormuÅŸ. neyse bu bulmacayı çözene drew’in çizdiÄŸi bir tablo ve yeni albumde bir ÅŸarkıya isim koyma hakkı tanıdılar. evet kazananın koyduÄŸu isim bu. oysa ben son bulmacayı gördüm. bir puzzle var. çözünce bir yazı çıkıyor. şöyle biÅŸey “tebrikler, zor muydu? beni ÅŸu numaradan ara”. puzzle’ın bir parçası da eksikti. ben olsam ÅŸarkı ismi olarak “the missing part” derdim. hem “cannot find the other half” olayına da gönderme olurdu. peh.
bu arada şarkı süper.

quotes: albumun en iyi ÅŸarkısı. inceden porcupine tree tadı alıyorum. özellikle nakaratta metronom deÄŸiÅŸikliÄŸi süper olmuÅŸ. bir de sanırım dredg’den böyle ÅŸarkılar bekliyorum ben. özellikle 3:45 den sonrası harika. dinlemeye doyamıyorum, evet.

down to the cellar: en fazla leitmotif albumunu andıran şarkı. tek kelimeyle muhteşem. gitar performansları falan. aman diyim.

Dredg - Yeni Album

Posted 10 months ago at 6:11. 1 comment

the pariah, the parrot, the delusion

enteresan bi isim bulmuşlar. album nete sızmış. az önce indirdim. daha ilk 6 şarkıyı dinledim ama dayanamayıp hemen yazıyorum. sound taş gibi bi kere. herşeyden önce ilk saniyeden itibaren album için harcanan emeği anlayabiliyorsunuz. her saniyesinden emek fışkırıyor. acaip düşünmüşler. katman üstüne katman örmüşler albumu. yine şu an itibariyle ilk 7 şarkıdan (albumda 18 şarkı var yahu) oluşan yorumum da şu: besteler vasat diyebilirim. daha doğrusu el cielo ve leitmotifdeki kadar kaliteli besteler yok burada. daha önce youtube videolarından da biraz biliyordum şarkıları ve baya endişeliydim yeni album için. lakin dredg bestelerin kalitesinin onu yorumlamayla ve produksiyonla alakalı olduğunu şu anda bana kanıtladı. zira şarkıları dinlerken gerçekten zevk alıyorum. şu an şarkı ismi veremiycem. ama gerçekten dinlenmeye değecek bi album çıkartmışlar.

yakında daha genel bir review yapacağımdır.

not: şu an itibariyle en ilginç şarkının saviour olduğunu söylemeliyim.

Yasemin Mori - Hayvanlar

Posted 1 year, 6 months ago at 6:28. 1 comment

natural bi akşam toolun tentavzıntdeys isimli eserini dinlerken seher kişisinin gönderdiği konusuz ve body siz emailin içerisinde şans eseri ataşlanmış bi mp3 olarak tanıştım yasemin moriyle. tabi ki aslında bi konu var şarkısıyla.

ÅŸarkı dinledim, baÅŸtan önyargı ile yaklaşıp sıkıcı olduÄŸunu düşünsem de sound çok saÄŸlam olduÄŸu için hemen kapatmadım. iyiki de kapatmamışım çünkü tamamını dinledikten sonra direkman hastası oldum, çok beendim ve hemen mayspeys sayfasına girdim dier ÅŸarkılarını da dinlemek üçün. DiÄŸer ÅŸarkıları bi yandan dinliyorum bi yandan da nette chase paymentech’in apisini okuyorum. ÅŸarkılar da acayip güzel sound devam ediyor lakin gürültülü böyle shoegaze tadı hakim. bu olay özellikle kuzgun ÅŸarkısını dinlerken defalarca oha dedirttirdi. lan dedim acaip gürültülü ve nefis olmuÅŸ. lakin inanamadım yani bu denli gürültülü türkiyede müzik yapmak biraz garip. ve bi de kaaos var ortamda. sonradan sanki bu toolun gitarlarına benziyo dedim. sonradan da oha tooldan sample’lar koymuÅŸ waÅŸÅŸ dedim. Laakin o anda media playerda toolun albumu dönmeye devam etmekteymiÅŸ. bi süre daha böyle dinledim. evet yaptım bunu. bu arada arkadaki ÅŸarkı da triad ve disposetion. eheh farketip toolu kapatınca müzikten biÅŸeyler eksildi gibi. lakin yine güzel. biraz daha kaotik gürültü olsa isyankar havaya cuk oturur daha güzel olur gibime gelio. evet.

neyse sonuçta yasemin hanım kızımız ii iÅŸ çıkarmış. tebrik ediyorum kendisini. yanlız aslında bir konu var eserini dinleyip albumu indirince inceden bi hayal kırıklığı oluyo. aslında.. ÅŸarkısında post-rock tınıları, acaip melankoli, hüzün,isyan vs. hakim. diÄŸer ÅŸarkılarda bu his yok. o indie tadında ingiliz alternatif rock ÅŸeyi de yok. ama kendine has bi tadı var. Bir de bu hatunun müziÄŸini dinlediÄŸim sırada fotoÄŸraflarına da bakınca, kendisini norah jones’un çıkışına benzetim. evet benziyo.

son olarak aptal şarkısını ne zaman duysam sinirlerime hakim olamıyorum. hemen deiştiriyorum.

Edit: Yeniler de süper

My Brightest Diamond - A Thousand Shark’s Teeth

Posted 1 year, 6 months ago at 9:57. 0 comments

a thousand sharks teeth

Bu grup last.fm de random gezinirken bir şekilde karşıma çıktı. zannedersem the sky we scrape in similar artistine yansımıştı bunlar. ne alakaysa artık. tabi emin deilim götten atmış da olabilirim.

Neyse. hemencecik last.fm in beleÅŸ önizleme olayından yararlanarak öndem izledim. ve ilk dinlediÄŸim ÅŸarkıları “inside a boy” isimli güzide eserdi. sanmıyorum ki bu ÅŸarkıyı beÄŸenmeyecek birisi çıksın. Introsu dredg ode to the sun hissiyatı veriyor. ondan sonra süper bass sounduyla devam ediyor. tabi ki hemen albünü indirdim. Albümdeki ÅŸarkılar normal ÅŸartlar altında süper olsa da inside a boy dan sonra biraz hayal kırıklığı yaratıyor. inside a boy sanatsallığının yanında içinde acayip bi ermiÅŸlik, birazcık huzur birazcık da öfke barındıran enteresan bi ÅŸarkı. ve bana bir ÅŸekilde jeff buckley’in grace i ile joan osbourne un st. teresa sını hatırlatıyor. zaten Shara Worden ablamızın tarzı bence jeff abinin opera versiyonu sayılabilir.

Album şahsına münhasır bir şey albümü. şey, ehm. bişey işte. rock ya da post rock değil. lakin jazz da değil. fusion diyip geçsem mi bilmiyorum. ya da alternatif rock demeliyim. ne kadar alternatifse artık. En azından inside a boy kesinlkilen dinlenilmeli feyz alınmalı kanımca.

we are clowns
we are whispers
like fauns and shape-shifters
our ages can never be found out
no, our ages keep moving further out

we are stars colliding
now we crash
like lightening into love
love

hastasıyım.